Parlamenter Gazeteci ve Yazarlar Birliği Başkanı ve önceki dönem milletvekili İbrahim Aydemir, yapay zekâdan şehir güvenliğine, küresel sermaye hareketlerinden bölgesel barış mimarisine uzanan geniş bir perspektifte dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. Aydemir, yeni dönemin görünür krizlerden çok görünmeyen etkiler üzerinden şekillendiğini belirterek, hem teknoloji hem devlet yönetimi hem de toplumsal güvenlik alanında yeni kavramsal çerçevelere ihtiyaç olduğunu vurguladı.
BİLİŞSEL KUŞATMA VE DÜŞÜNCEYE SIZAN ALGORİTMA
Aydemir, üretken yapay zekâ sistemlerinin yalnızca teknik araçlar olarak görülmesinin eksik olacağını belirterek, asıl tartışılması gereken alanın “düşünceye sızan algoritma” etkisi olduğunu söyledi.
Büyük dil modellerinin otomatik tamamlama mekanizmalarının yalnızca metin üretmediğini, aynı zamanda bireylerin kanaat üretim süreçlerine müdahil olabildiğini ifade eden Aydemir, bunu “bilişsel kuşatma” olarak tanımladı.
Bu etkinin klasik propaganda biçimlerinden farklı olarak görünmeden işlediğini vurgulayan Aydemir, bireyin yönlendirildiğini fark etmeden önerilen düşünce kalıplarını içselleştirebildiğini, bunun da “aklın sessiz işgali” olarak değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
İnsanların etkilenmeye açık olduklarını çoğu zaman kabul etmediğini söyleyen Aydemir, bu nedenle kanaat mühendisliği riskinin daha da görünmez hale geldiğini belirtti. Yapay zekâ sistemlerinin yalnızca verimlilik değil, etik, bilişsel güvenlik ve dijital vesayet riski açısından da ele alınması gerektiğini ifade etti.
ŞEHİRLERDE GÜVENLİK CEPHESİ VE MİLLİ TAHKİM HATTI
Aydemir, kentsel dönüşümün yalnızca imar ya da yapı yenileme başlığı olarak okunamayacağını, bunun doğrudan “şehir güvenliği hamlesi” olduğunu söyledi.
TOKİ projeleri ve dönüşüm çalışmalarını “milli tahkim hattı” olarak tanımlayan Aydemir, bu sürecin afetlere karşı yalnızca fiziki değil toplumsal direnç ürettiğini vurguladı.
İstanbul başta olmak üzere yürütülen dönüşüm çalışmalarının sıradan bir belediyecilik faaliyeti değil, “şehirlerde güvenlik cephesi” oluşturma iradesi olduğunu ifade eden Aydemir, bu sürecin gelecek kuşakların güvenliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi.
Aydemir, şehirlerin dirençli hale getirilmesini devlet aklının güvenlik mimarisi içinde değerlendirmek gerektiğini kaydetti.
27 NİSAN DİRENÇ DOKTRİNİ VE MİLLİ İRADE KIRMIZI ÇİZGİSİ
Aydemir, milli iradenin geçmişte vesayet girişimlerine karşı ortaya koyduğu refleksin bugün de devlet politikalarının kurucu ruhu olduğunu belirtti.
27 Nisan e-muhtırasını “milli irade kırmızı çizgisi” olarak tanımlayan Aydemir, o dönemde gösterilen demokratik direncin bugün eser siyaseti, şehir güvenliği ve stratejik yatırımlarda devam ettiğini söyledi.
Bu duruşu “27 Nisan Direnç Doktrini” olarak niteleyen Aydemir, vesayete karşı kurulan sivil setin bugün kalkınma politikalarında karşılık bulduğunu ifade etti.
Milli iradenin yalnızca siyasi süreçlerde değil, altyapıda, şehir güvenliğinde ve stratejik devlet aklında da tezahür ettiğini vurguladı.
TÜRKİYE BÖLGESEL GÜVEN ADASI OLABİLİR
Körfez merkezli jeopolitik gerilimlerin sermaye hareketlerinde yeni yönelimler oluşturduğunu ifade eden Aydemir, Türkiye’nin bu tabloda “bölgesel güven adası” olarak öne çıkabileceğini söyledi.
Türkiye’nin diplomatik denge politikası, ekonomik toparlanma sinyalleri ve istikrar kapasitesinin yatırım çevrelerinde dikkat çektiğini belirten Aydemir, bu durumun Türkiye’yi “kriz çağının yatırım üssü” haline getirebileceğini kaydetti.
Ekonomik göstergelerdeki iyileşmenin kalıcı yatırım mimarisiyle desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Aydemir, finansal istikrar koridoru anlayışının güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Türkiye’nin enerji koridoru rolünün de sermaye akışında stratejik çarpan etkisi üretebileceğini belirten Aydemir, bu kapasitenin doğru değerlendirildiğinde ekonomik ve jeopolitik avantaj sağlayacağını söyledi.
ADALET EKSENLİ DENGE MİMARİSİ ÇAĞRISI
Gazze ve Lübnan hattındaki gelişmelere de değinen Aydemir, Türkiye’nin adalet merkezli yaklaşımının “bölgesel istikrar tasarımı” açısından kritik önem taşıdığını ifade etti.
Kalıcı barışın yalnızca diplomatik söylemlerle değil, “adalet eksenli denge mimarisi” ile mümkün olabileceğini belirten Aydemir, Türkiye’nin bu sistem tasarımında kurucu aktör rolü üstlenebileceğini söyledi.
Aydemir, yapay zekâdaki bilişsel kuşatmadan şehirlerde güvenlik cephesine, küresel güven adası hedefinden bölgesel barış mimarisine kadar tüm başlıkların ortak bir meseleye işaret ettiğini vurgulayarak, görünmeyen etkileri de hesaba katan yeni bir düzenleme anlayışının artık kaçınılmaz hale geldiğini dile getirdi.