Ana Sayfa Gündem Siyaset Ekonomi Asayiş Eğitim-Bilim Kültür-Sanat Sağlık-Yaşam Spor Yerel Haberler Teknoloji Kim Kimdir?
PFDK’dan Fenerbahçe, Beşiktaş ve Kocaelispor’a Para Cezası
PFDK’dan Fenerbahçe, Beşiktaş ve Kocaelispor’a Para Cezası
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İtalya, Arjantin ve Katar Büyükelçilerini Kabul Etti
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İtalya, Arjantin ve Katar Büyükelçilerini Kabul Etti
Bakan Tunç: Çözüm Yeni ve Sivil Anayasa
Bakan Tunç: Çözüm Yeni ve Sivil Anayasa
Aralık 2025 Sanayi Üretimi Verileri Açıklandı
Aralık 2025 Sanayi Üretimi Verileri Açıklandı
İnşaat Maliyet Endeksinde Yıllık Artış Yüzde 24’ü Aştı
İnşaat Maliyet Endeksinde Yıllık Artış Yüzde 24’ü Aştı

Talat Paşa Aydemir

ANKARA’NIN MANEVÎ MERKEZ OLUŞU VE TÜRK TARİHİNDE AHLAKÎ SÜREKLİLİK
17 Ocak 2025 Cuma

Ankara’yı yalnızca siyasî ve askerî kararların alındığı bir merkez olarak okumak, Türk tarihinin en derin damarlarından birini görmezden gelmek olur. Çünkü bu şehir, tarih boyunca sadece orduların ve meclislerin değil, ahlâkın, irfanın ve toplumsal vicdanın da taşıyıcısı olmuştur. Devletler yalnız kanunla ayakta durmaz. Kanun, ahlâkla desteklenmediğinde bir süre sonra boş bir kabuğa dönüşür. Ankara’nın Türk tarihindeki yeri, işte bu ahlâkî sürekliliğin mekânsal karşılığını taşımasından kaynaklanır.

Türk devlet geleneğinde merkez, yalnız idarenin toplandığı yer değildir. Merkez, aynı zamanda ölçünün, dengenin ve sınırın belirlendiği alandır. Bu sınırlar, sadece coğrafî ya da askerî değildir; ahlâkîdir. Ankara, tarih boyunca bu sınırların korunabildiği nadir merkezlerden biri olmuştur. Bu durum, şehrin gösterişsizliğiyle doğrudan ilişkilidir. Gösteriş, ahlâkı zayıflatır; sadelik ise onu güçlendirir. Ankara’nın tarih boyunca “sessiz” bir merkez oluşu, bu yüzden bir eksiklik değil, bir avantajdır.

PDF’de Ankara’nın farklı dönemlerde kesintisiz bir yerleşim ve idare alanı olarak varlığını sürdürdüğü görülür. Bu süreklilik, yalnız fiziki yapıların devamı anlamına gelmez. Uzun süreli yerleşim, aynı zamanda ahlâkî alışkanlıkların, toplumsal reflekslerin ve davranış kalıplarının da nesilden nesile aktarılması demektir. Ankara’nın manevî ağırlığı, bu uzun süreli aktarımın sonucudur. Şehir, kriz anlarında ani savrulmalar yaşamamış; daha çok içe çekilerek dengeyi muhafaza etmiştir.

Bu özellik, Ankara’yı Türk tarihindeki diğer merkezlerden ayırır. Bazı şehirler, zaferle büyür; bazıları fetihle parlar. Ankara ise imtihanla olgunlaşmıştır. Selçuklu çözülürken, Osmanlı doğarken; Osmanlı sarsılırken, Cumhuriyet kurulurken… Ankara, her seferinde ahlâkî bir zemin sunmuştur. Bu zemin, devletin tamamen çözülmesini engelleyen görünmez bir dayanak işlevi görmüştür.

Ankara’nın bu rolü, özellikle Fetret Devri sonrasında daha belirgin hâle gelir. Merkezî siyasî otoritenin zayıfladığı bir dönemde, toplumun bütünüyle çözülmemesi, yalnız askerî ya da idarî tedbirlerle açıklanamaz. Bu dönemde Ankara, toplumsal düzenin kendi kendini tutabildiği alanlardan biri olmuştur. Bu tutunma, yazılı kanunlarla değil; alışkanlıklarla, inançla ve ahlâkla sağlanmıştır.

Bu noktada Ankara’nın manevî merkez oluşu, tarihî bir arka plan kazanır. Şehir, farklı dönemlerde dinî ve tasavvufî hareketlerin tamamen dışında kalmamış, ama hiçbir zaman aşırılığın merkezi de olmamıştır. Bu ölçülülük, Türk tarihinin genel karakteriyle örtüşür. Ahlâk, burada ne katı bir dogmaya ne de başıboş bir serbestliğe dönüşmüştür. Ankara’nın taşıdığı manevî denge, devlet aklıyla irfanın çatışmadan yan yana durabildiği bir alan yaratmıştır.

Bu alanın sembolik isimlerinden biri olarak Hacı Bayram Veli anılır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, Ankara’nın manevî ağırlığının tek bir şahsiyete indirgenemeyecek kadar derin olduğudur. Bu şehir, böyle bir şahsiyeti taşıyabildiği için önemlidir. Yani mesele yalnız kimlerin yaşadığı değil, hangi toplumsal zeminin buna imkân verdiğidir.

Ankara’nın tarih boyunca taşıdığı bu zemin, Türk devlet geleneğinin en zor anlarında devreye girmiştir. Devletin sert yüzü ile milletin yumuşak vicdanı, bu şehirde birbirini dışlamamış; aksine dengelemiştir. Bu denge, Ankara’nın başkent oluşunu da anlamlı kılar. Çünkü başkentlik, yalnız güç kullanma yetkisi değil, ölçü koyma sorumluluğudur. Ankara, bu sorumluluğu tarih boyunca fiilen taşımıştır.

Bu nedenle Ankara’nın manevî merkez oluşu, siyasî merkez oluşundan sonra gelen bir durum değildir. İkisi birlikte gelişmiştir. Devletin yalnızca güçlü değil, meşru kalabilmesi, bu birlikteliğe bağlıdır. Ankara, Türk tarihinin farklı dönemlerinde bu meşruiyet zemininin kaybolmadığı nadir alanlardan biri olmuştur.

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
YAZARLAR
Dağıstan Türkmen
Dağıstan Türkmen
Orta Asya açılımında stratejik bir eşik
İzzet Sevimli
İzzet Sevimli
Tarımda bugün konuşmamız gereken mesele
Talat Paşa Aydemir
Talat Paşa Aydemir
BAŞKENTLİĞİN NİHAİ GEREKÇESİ: KARAR AHLAKININ GELECEĞİ
Erkan Zorlu
Erkan Zorlu
Sessiz izleme çağında istihbarat
Oylum Demiray
Oylum Demiray
Geçiş süreci nasıl olacak?
Ali Kemal Koçak
Ali Kemal Koçak
Eşit yurttaşlık safsatası neyin hesabı
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
ANKET
Türkiye'nin aktif dış politikasını nasıl buluyorsunuz?

Doğru Buluyorum
Yanlış Buluyorum
Fikrim Yok

Sonuçları göster Anket arşivi
ARŞİV
Ana Sayfa Gündem Siyaset Ekonomi Asayiş Eğitim-Bilim Kültür-Sanat Sağlık-Yaşam Spor Yerel Haberler Teknoloji
KünyeKünye FacebookFacebook TwitterTwitter Günün HaberleriGünün Haberleri